Arama Sonuçları
Boş arama ile 1122 sonuç bulundu
- Sis fotoğrafçılığı nedir?
Sis fotoğrafçılığı, sisli havalarda yapılan fotoğraf çekimlerini ifade eder. Sis, fotoğrafçılıkta kullanılan bir öğe olarak düşünülebilir ve bazı fotoğrafçılar tarafından fotoğraflarda dramatik bir etki yaratmak için kullanılır. Sisli bir hava, nesnelerin ve manzaraların görüşünü azaltabilir ve fotoğraflara farklı bir atmosferik his verir. Sisli havalarda fotoğraf çekmek, farklı zorluklarla karşılaşabileceğiniz bir tür fotoğrafçılıktır. Sis, kontrastın azalmasına ve netliğin düşmesine neden olabilir. Bu nedenle, sisli havalarda çekim yaparken, doğru pozlama ayarlarını kullanmak, netliği sağlamak için odaklama noktalarını doğru seçmek ve uygun beyaz dengesi ayarlarını kullanmak önemlidir. Sisli havalarda fotoğraf çekmek, farklı bir atmosferik his yaratmak için harika bir yoldur. Sis, doğal manzaraların ve yapıların estetik güzelliklerini vurgulayabilir. Özellikle doğal manzaralar, sisli havalarda fotoğraflanarak mistik bir hava yaratılabilir. Aynı zamanda, şehir manzaraları da sisli havalarda fotoğraflanarak dramatik bir etki yaratabilir. Sonuç olarak, sis fotoğrafçılığı, sisli havalarda yapılan fotoğraf çekimlerini ifade eder. Sis, fotoğraflarda farklı bir atmosferik his yaratmak için kullanılan bir öğedir. Sisli havalarda fotoğraf çekmek, zorluğu yüksek olsa da doğal manzaralar ve şehir manzaraları gibi konuların estetik güzelliklerini ortaya çıkarabilir. Dikkat etmeniz gerekenler Farklı ışık koşullarında çalışacağınız için, vurgulamak istediğiniz konuyu kameranıza yakınlaştırmanız daha başarılı sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Bu, fotoğrafınızda katmanlar oluşturacak ve etkileyici görüntülere sahip olmanızı sağlayacaktır. Sisli havalarda, su damlacıkları diğer zamanlarda olduğundan daha etkili bir şekilde dağılır. Çünkü ışık homojen dağılacaktır. Bu hem ışığı yumuşatır, hem de sisin içinde çizgiler meydana getirebilir (Çise (ya da çisi) yağmurlar). Yine de vurgulayayım ki ışığa göre konumuzunu belirlemeniz son derece önemlidir. Fotoğrafınızdaki ışığın etkisini artırmak için -EV kullanabilirsiniz. Önemli olan pozlamayı nasıl yapacağınızdır. Sis, zamanla hareket eder ve bazen de kalınlığı değişebilir. Değişik etkiler elde edebilmek için uzun pozlamalar deneyebilirsiniz (1 dakika, 3 dakika vb.) Sisli havalarda gözümüz görmese de havada su damlacıkları vardır. Makinenizi sudan koruyunuz!
- Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı nedir?
Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı, hayvanların doğal yaşamlarında çekilmiş fotoğrafların aksine, genellikle kontrol altındaki ortamlarda hayvanların fotoğraflarının çekilmesi anlamına gelir. Bu tür fotoğraflar, hayvanların davranışlarını, hareketlerini, yüz ifadelerini ve fiziksel özelliklerini yakalamak için çekilir. Hayvanat bahçeleri, çeşitli türlerden hayvanların sergilenmesine ve doğal ortamlarında gözlemleme fırsatı sunar. Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı, birçok farklı beceri ve teknikleri gerektirir. İşte bazı ipuçları: Ekipman: Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı için, yüksek kaliteli bir DSLR veya aynasız kamera ve uzun bir telefoto lens kullanmak önemlidir. Hayvanları çekmek için 200-300mm veya daha uzun bir lens gerekebilir. Ayrıca, polarize filtreler gibi ek aksesuarlar da faydalı olabilir. Planlama: Hayvanat bahçesinde fotoğraf çekerken, önceden planlama yapmak önemlidir. Hayvanların en çok nerede olduğunu, hangi saatlerde hareketli olduklarını ve hangi koşullarda en iyi fotoğrafları çekebileceğinizi öğrenmek için araştırma yapın. Yaratıcılık: Sıradan pozlardan kaçının ve hayvanların doğal davranışlarını yakalamak için farklı açılar ve kadrajlar kullanın. Ayrıca, çektiğiniz fotoğraflarda etkileyici bir kompozisyon ve perspektif kullanın. Işık: İyi bir ışıklandırma, hayvanların detaylarını vurgulamak için hayati önem taşır. Hayvanat bahçesinde çoğu zaman açık hava alanlarından dolayı doğal güneş ışığından yararlanılır. Işıklandırma koşulları zor olsa bile, en iyi fotoğraf çekimleri için en uygun ışık koşullarını yakalamaya çalışın. Hayvanların refahı: Hayvanat bahçesinde fotoğraf çekerken, hayvanların refahı en önemli önceliklerden biridir. Hayvanların rahatsız edilmesine neden olabilecek davranışlardan kaçınmak önemlidir. Hayvanların yakınında sessiz olun, flaş kullanmaktan kaçının ve hayvanların alanlarına girmeyin. Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı, hayvanlarla ilgili daha fazla farkındalık yaratmak ve hayvanların güzelliklerini insanlara göstermek için harika bir yoldur. Ancak, hayvanların refahına saygı göstermek ve doğal ortamlarında çekilen fotoğrafların yerini alamaz. Bu nedenle, hayvanat bahçelerine gitmeden önce hayvanların doğal ortamlarında yaşadıkları hakkında araştırma yapmak ve hayvanların korunması için neler yapılabileceği konusunda bilgi edinmek önemlidir. Hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı aynı zamanda, hayvanların korunması ve korunması için yapılan çalışmaları da gösteren bir araç haline gelebilir. Bazı hayvanat bahçeleri, ziyaretçilere hayvanların doğal ortamlarında yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmak için yapılan çalışmalar hakkında bilgi verir ve hayvanların nesli tükenmekte olan türleri hakkında bilgi sağlar. Sonuç olarak, hayvanat bahçesi fotoğrafçılığı, hayvanların güzelliklerini ve doğal davranışlarını gösteren harika fotoğraflar çekmek için harika bir yoldur. Ancak, hayvanların refahına saygı göstermek ve doğal ortamlarında yaşayan hayvanları korumak için yapılan çalışmalar hakkında bilgi edinmek önemlidir. Hayvanların korunması için neler yapılabileceği konusunda farkındalık yaratmak, hayvanat bahçelerine yapılan ziyaretlerin faydalı bir amaca hizmet etmesini sağlayabilir.
- Işıkla boyama fotoğrafçılığı nedir?
Işıkla boyama, bir fotoğrafın üstüne doğrudan ışık kaynağı kullanarak çizim yapma tekniğidir. Bu teknik, karanlıkta yapılan uzun pozlama çekimleriyle yapılır ve bir ışık kaynağı kullanarak fotoğrafın üzerinde çizim yapılır. Işıkla boyama yapmak için gerekenler: Bir kamera: Uzun pozlama çekimlerini yapmak için. Bir tripod: Kameranızı sabit tutmak için. Bir ışık kaynağı: Herhangi bir el feneri, el lambası veya telefon ışığı gibi bir ışık kaynağı kullanılabilir. Işıkla boyama tekniği için şu adımlar izlenir: İlk olarak, bir karanlık ve sessiz ortam seçin. Uzun pozlama çekimlerinde olabildiğince az ışık olması gerekiyor. Kameranızı tripod üzerine yerleştirin ve çekim modunu "manuel" olarak ayarlayın. Düşük bir enstantane hızı (birkaç saniye) seçin. Uzun pozlama süresi, çizim yapmanızı kolaylaştıracaktır. Fotoğrafı çekin. Işık kaynağını açın ve fotoğrafın önüne doğru hareket ederek istediğiniz çizimleri yapın. Çekimi sonlandırmak için ışık kaynağını kapatın ve fotoğrafı kaydedin. Işıkla boyama tekniği, yaratıcı ve eğlenceli bir fotoğrafçılık tekniği olarak kabul edilir. Bu teknikle, çizim yaparak fotoğraflarınıza eşsiz bir dokunuş ekleyebilirsiniz.
- Tül gibi şelale fotoğrafı çekmek için ipuçları
Tül gibi akarak akan şelaleler, fotoğrafçılar için popüler bir konudur. Bu şelalelerin akışı, sulu yüzeyleri ve kırılan ışığı, fotoğrafçılara çok sayıda kompozisyonel ve estetik fırsat sunar. Tül gibi şelale fotoğrafı çekmek için aşağıdaki ipuçlarına dikkat edin: Yavaş Pozlama Süresi Kullanın: Tül gibi akarak akan şelalelerin akış hareketlerini yakalamak için, yavaş pozlama süresi kullanmanız gerekiyor. Genellikle, en az 1 saniyelik bir pozlama süresi önerilir, ancak daha uzun süreler de kullanabilirsiniz. Yavaş pozlama, suyun akış hareketini pürüzsüzleştirir ve şelaleyi tül gibi görünmesini sağlar. Tripod Kullanın: Yavaş pozlama süresi kullandığınızda, titremelerden kaçınmak için tripod kullanmak önemlidir. Ayrıca, şelale fotoğrafı çekerken, manuel odaklama yapmak da önerilir. Polarize Filtre Kullanın: Polarize filtre, su yüzeyindeki yansımaları azaltarak, suyun altındaki kaya ve bitki örtüsünün daha net görünmesini sağlar. Bu, şelale fotoğrafınızın daha net ve ayrıntılı olmasını sağlayacaktır. Işık Koşullarını Değerlendirin: Işık koşulları, şelale fotoğrafınızın görünümünü belirleyebilir. Şelale fotoğrafı çekmek için en iyi ışık koşulları, bulutlu bir gündür. Bu, sert ışık ve gölgelerin önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca, şelalenin ışığa doğru açısı da önemlidir. Işığın doğru açısıyla, suyun akışındaki detaylar daha net bir şekilde görülebilir. Kadrajı Doğru Seçin: Kadraj seçimi, şelale fotoğrafının görünümünü belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Çoğu zaman, şelale fotoğrafı dikey olarak çekilir. Ancak, yatay kadraj kullanarak farklı bir bakış açısı oluşturabilirsiniz. Ayrıca, önceden düşünülmüş bir konu veya nesne kullanarak, şelale fotoğrafınızı daha ilginç hale getirebilirsiniz. Farklı Perspektifler Deneyin: Farklı perspektifler, şelale fotoğrafınızı ilginç hale getirmenize yardımcı olabilir. Yüksek bir noktadan şelaleye bakarak, geniş açı ile çekim yaparak, suyun akışını ve çevredeki detayları yakalayabilirsiniz. Ayrıca, şelalenin yanında durarak veya suya yakın bir yerde pozisyon alarak farklı açılardan çekim yapabilirsiniz. Bu, şelale fotoğrafınızın daha dinamik ve etkileyici hale gelmesini sağlayacaktır. Doğru Pozlama Ayarlarını Kullanın: Doğru pozlama ayarları, şelale fotoğrafı çekiminde çok önemlidir. Yavaş pozlama süresi kullandığınızda, doğru diyafram ve ISO ayarlarını seçmek de önemlidir. Diyaframı genişletmek, daha az ışık almanızı sağlar ve ISO ayarını düşürmek, gürültüyü azaltabilir. Bulutlu Bir Günü Tercih Edin: Bulutlu bir gün, şelale fotoğrafçılığı için en uygun hava koşulları arasındadır. Bulutlar, sert ışık ve gölgeleri önleyerek, su yüzeyindeki yansımaları azaltır ve doğal bir ışık sağlar. Uygun Ekipman Kullanın: Uygun ekipmanlar, şelale fotoğrafı çekiminde büyük bir fark yaratabilir. Geniş açı objektifler, tüm manzarayı kapsayacak kadar geniş açılı fotoğraflar çekmenizi sağlar. Ayrıca, bir uzaktan kumanda veya tetikleyici kullanarak, titremelerden kaçınabilirsiniz. Çevredeki Detaylara Dikkat Edin: Şelale fotoğrafı çekerken, çevredeki detaylara da dikkat etmeniz gerekir. Örneğin, arkada yükselen dağlar, şelaleye olan bakış açınızı ve perspektifinizi etkileyebilir. Ayrıca, şelaleye yakın kaya ve bitki örtüleri de fotoğrafınıza derinlik katmanı sağlayabilir. Sonuç olarak, tül gibi şelale fotoğrafı çekmek için yavaş pozlama süresi, polarize filtre, doğru ışık koşulları, doğru pozlama ayarları, uygun ekipmanlar ve doğru kadraj ve perspektif seçimi gereklidir. Bu ipuçlarını takip ederek, tül gibi akarak akan şelaleleri büyüleyici bir şekilde yakalayabilir ve unutulmaz fotoğraflar çekebilirsiniz.
- Kelebek fotoğrafı çekmek için 10 İpucu
Kelebekler, doğanın en güzel yaratıklarından biridir ve fotoğrafçılar için harika bir konudur. Ancak kelebek fotoğrafçılığı, diğer türlerin fotoğrafçılığından biraz farklıdır ve bazı özel teknikler gerektirir. Bu yazıda, kelebek fotoğrafı çekmek için bazı ipuçları paylaşacağım. Kelebeklerin Yaşam Alanlarını Keşfedin: Kelebekler genellikle çiçeklerin etrafında dolaşırlar. Bu nedenle, kelebekleri çekmek istiyorsanız, öncelikle onların yaşam alanlarını keşfetmelisiniz. Bu, doğa yürüyüşleri yapmak, botanik bahçeleri veya kelebek çiftlikleri gibi yerlere gitmek anlamına gelebilir. Doğru Ekipmanı Kullanın: Kelebek fotoğrafçılığı için doğru ekipmana ihtiyacınız vardır. En önemli parçalarından biri, bir DSLR veya aynasız kamera, bir telefoto lens ve bir tripoddur. Kelebekler genellikle hareketli oldukları için, lensinizin odaklama hızının yüksek olması önemlidir. Doğru Pozlama Ayarlarını Kullanın: Kelebekler genellikle çiçeklerin etrafında hareket ederler ve bu da arka planda birçok ayrıntı oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle, doğru pozlama ayarlarını kullanmak önemlidir. Diyafram önceliği modunu kullanarak, düşük bir diyafram açıklığına sahip bir lens kullanın. Bu, arka planı bulanıklaştırır ve kelebeğin ön plana çıkmasını sağlar. Doğru Işığı Kullanın: Kelebek fotoğrafçılığı için doğru ışığı kullanmak önemlidir. En iyi zamanlar sabahın erken saatleri ve gün batımıdır. Bu saatlerde ışık yumuşaktır ve doğru açıyla kelebekleri aydınlatır. Doğrudan güneş ışığı altında çekim yapmaktan kaçının çünkü bu, kelebeklerin renklerini sönük gösterebilir. Yavaş ve Dikkatli Olun: Kelebekler oldukça hassas yaratıklardır ve hızlı hareketlerden hoşlanmazlar. Bu nedenle, kelebeklerin çevresinde yavaş ve dikkatli olun. Sessiz olmaya çalışın ve hareketlerinizi sınırlayın. Kelebeklerin doğal davranışlarını bozmamaya özen gösterin. Perspektifi Değiştirin: Kelebekleri farklı açılardan çekmek önemlidir. Farklı perspektifler, fotoğraflarınızın daha ilginç ve çekici görünmesini sağlar. Kelebeklerin üzerine yukarıdan bakmak veya onların seviyesinde olmak farklı hisler yaratabilir. Düşük açılardı kullanarak kelebekleri ön plana çıkarabilir veya arka planı daha iyi kullanarak çekim yapabilirsiniz. Makro Çekim Modunu Kullanın: Makro çekim modu, kelebekler gibi küçük nesneleri yakalamak için idealdir. Bu modda, odak uzaklığı daha kısadır ve detayları daha net bir şekilde yakalamanızı sağlar. Ayrıca, diyafram açıklığını değiştirerek derinlik alanını ayarlayabilirsiniz. Doğal Ortamında Çekim Yapın: Kelebekleri doğal ortamlarında çekmek, fotoğraflarınızın daha doğal ve gerçekçi görünmesini sağlar. Doğa yürüyüşleri yapın ve kelebekleri doğal ortamlarında gözlemleyin. Bu, fotoğraflarınızın daha organik ve ilginç hale gelmesine yardımcı olabilir. Sabırlı Olun: Kelebek fotoğrafçılığı, sabır gerektiren bir süreçtir. Kelebekler oldukça hareketli olduklarından, doğru anı yakalamak için beklemek gerekebilir. Sabırlı olun ve doğru anı yakalayın. Bu, fotoğraflarınızın daha başarılı olmasını sağlar. Etik Olun: Kelebekler doğal yaşamlarını sürdürürken fotoğraflarını çekmek oldukça keyifli bir deneyim olabilir. Ancak, doğal ortamlarına zarar vermeden, fotoğraflarınızı çekerken etik olmayı unutmayın. Kelebeklerin doğal yaşamlarını bozmamak için dikkatli olun. Sonuç olarak, kelebek fotoğrafçılığı oldukça keyifli bir deneyim olabilir. Doğru ekipmanı kullanmak, doğru pozlama ayarlarını yapmak, doğru ışığı kullanmak, yavaş ve dikkatli olmak, perspektifi değiştirmek, makro çekim modunu kullanmak, doğal ortamda çekim yapmak, sabırlı olmak ve etik olmak, kelebek fotoğrafçılığı için önemli ipuçlarıdır. Bu ipuçlarını kullanarak, harika kelebek fotoğrafları çekebilir ve doğanın güzelliklerini keşfedebilirsiniz.
- Ay fotoğrafı nasıl çekilir?
Ay, yeryüzünde gözlemlenebilen en büyük doğal uydu ve birçok fotoğrafçı tarafından çekilen en popüler konulardan biridir. Ay'ı fotoğraflamak için, uygun ekipman, teknikler ve belirli bir ay fazı gerekir. Bu yazıda, ay fotoğrafı çekmek için gerekli adımları ve teknikleri ele alacağız. Uygun Ekipman Seçimi Ay'ın detaylı bir şekilde fotoğraflanması için, en azından bir DSLR veya aynasız kamera ve telefoto lens (300mm ve üzeri) gerekir. Bazı fotoğrafçılar, teleskoplar ve uzaktan kumandalı kameralar kullanarak daha yakın çekimler yapabilirler. Ay Fazı Seçimi Ay fotoğrafı çekmek için, en iyi zamanlar ayın ilk çeyreği ve son çeyreği arasındaki dönemdir. Bu dönemlerde, ayın yüzeyindeki dağlar, kraterler ve diğer detaylar daha net ve belirgin görünebilir. Dolunayda, ayın yüzeyi daha aydınlık olduğu için, detayları daha az belirgin hale gelir. Tripod Kullanımı Ay fotoğrafı çekerken, tripod kullanmak önemlidir. Bu, kamera hareketlerini önler ve fotoğrafların daha net ve net çıkmasını sağlar. ISO, Enstantane Hızı ve Diyafram Ayarları Ay'ı fotoğraflarken, ISO ayarını düşük tutmak önemlidir. Düşük ISO değerleri, daha az gürültüye ve daha yüksek kaliteli fotoğraflara neden olur. Enstantane hızı, ayın hareketinden kaynaklanan bulanıklığı önlemek için yüksek bir değerde ayarlanabilir. Diyafram ayarı da, fotoğrafın derinliğini ve netliğini etkiler. Uygun Pozlama Ay fotoğrafı çekmek için, pozlama ayarlarının doğru bir şekilde ayarlanması gereklidir. Ay'ın yüzeyindeki ayrıntıları ortaya çıkarmak için, pozlama ayarları belirli bir düzeyde ayarlanmalıdır. Diğer Teknikler Ay fotoğrafı çekerken, diğer teknikler de kullanılabilir. Örneğin, HDR (yüksek dinamik aralık) teknikleri, fotoğrafların daha fazla detay ve renk tonu içermesini sağlayabilir. Panoramik çekimler ve yıldız izi fotoğrafçılığı da ay fotoğrafı çekerken kullanılabilecek diğer tekniklerdir. Sonuç olarak, ay fotoğrafı çekmek, uygun ekipman, doğru ay fazı, tripod kullanımı, ISO, enstantane hızı ve diyafram ayarları, uygun pozlama ve diğer tekniklerin uygulanması ile mümkündür. Ay, yeryüzündeki en parlak nesnelerden biri olduğu için, fotoğrafçılar genellikle gece çekimleri yapmak zorundadır. Bu nedenle, doğru aydınlatma koşullarını ve doğru teknikleri kullanmak, fotoğrafların daha net ve ayrıntılı çıkmasını sağlar. Ay fotoğrafçılığı yaparken, ayrıca birkaç ipucu ve püf noktası da kullanılabilir. Örneğin, ayın tamamını tek bir karede çekmek yerine, birkaç farklı kare alınarak daha büyük bir kompozisyon oluşturulabilir. Ayrıca, ay fotoğrafları, gece çekimlerinin yanı sıra, gün batımı veya şafak vakti gibi farklı zamanlarda da çekilebilir. Bu, fotoğrafların daha ilginç ve benzersiz hale gelmesine yardımcı olur. Sonuç olarak, ay fotoğrafçılığı, sabır ve dikkat gerektiren bir işlemdir. Uygun ekipman, ay fazı, doğru aydınlatma koşulları ve doğru tekniklerin kullanılması, fotoğrafların daha net ve ayrıntılı çıkmasını sağlar. Ayrıca, biraz yaratıcılık ve cesaret de, ay fotoğraflarının daha ilginç ve benzersiz hale gelmesine yardımcı olabilir.
- Fotoğrafta altın oran kuralı nedir?
Fotoğrafçılıkta, kompozisyon kuralı olarak bilinen altın oran kuralı, birçok fotoğrafçının kullandığı bir tekniktir. Bu kural, fotoğrafçının bakış açısını ve kadraj seçimini şekillendirirken, izleyicinin gözünü fotoğrafın belirli bir noktasına çekerek fotoğrafın etkisini arttırmayı hedefler. Altın oran kuralı, antik Yunan ve Roma mimarisi, sanat ve matematikte kullanılan bir kavramdır. Bu kural, bir nesnenin veya yapısal bir parçanın bütününe oranı hesaplamak için kullanılan bir matematiksel oranlama tekniğidir. Bu oran 1,618 olarak bilinir ve genellikle φ (fi) sembolü ile ifade edilir. Bu oran, dünyadaki birçok doğal yapıda da bulunabilir, örneğin, solucan deliği, insan eli ve deniz kabukları gibi. Altın oran kuralı, fotoğrafçılıkta da kullanılır. Bu kural, bir fotoğrafın kadrajında yer alan nesnelerin konumunu belirlemek için kullanılır. Kadrajın altın oranın temelinde olduğu varsayılır ve bu oran, fotoğrafın etkisini artırmak için kullanılır. Altın oran kuralının fotoğrafçılıkta kullanımı, kadrajın ikiye bölünmesi ve daha sonra altın oranın kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Kadrajın altın oranına uygun şekilde bölmek, fotoğrafın daha dengeli ve etkileyici olmasını sağlar. Bu kural, izleyicinin gözünü fotoğrafın en önemli noktasına çekerek, izleyicinin fotoğrafı daha çarpıcı ve etkileyici bulmasını sağlar. Altın oran kuralını uygularken, fotoğrafçıların birkaç faktöre dikkat etmeleri gerekir: Kadraj Seçimi: Fotoğrafçılar, kadraj seçimlerinde altın oran kuralını kullanarak, nesneleri kadrajın en uygun noktalarına yerleştirebilirler. Perspektif: Perspektif, bir nesnenin boyut ve açısını belirleyen faktördür. Altın oran kuralının kullanımında, perspektifin doğru seçilmesi, fotoğrafın dengesini ve uyumunu sağlar. Işık: Işık, fotoğrafçılığın en önemli unsurlarından biridir. Fotoğrafçılar, ışığı doğru kullanarak nesnelerin altın oranına uygun şekilde yerleştirebilirler. Nokta Odaklılık: Altın oran kuralının uygulanması sırasında, fotoğrafçılar gözün odak noktasını belirlemek için kullanırlar. Bu odak noktasında, izleyicinin gözünü fotoğrafın en önemli noktasına çekmek için kullanılır. Bu nokta, fotoğrafın en çarpıcı ve etkileyici kısmıdır ve izleyicinin fotoğraftaki mesajı veya hikayeyi anlamasını kolaylaştırır. Altın oran kuralı, fotoğrafçılıkta her türlü fotoğraf için uygulanabilir. Portre, manzara, doğa ve diğer türlerde fotoğraflarda kullanılabilir. Ancak, bazı durumlarda, bu kuralın kullanımı, fotoğrafın temel amacını etkileyebilir. Bu nedenle, fotoğrafçılar, altın oran kuralını kullanırken, kendi yaratıcılıklarını da kullanarak, fotoğraflarının amacına uygun şekilde uyarlamalıdırlar. Altın oran kuralı, fotoğrafçılığın temel kurallarından biridir ve fotoğrafların dengesi, uyumu ve etkileyiciliği üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Fotoğrafçılar, bu kuralı kullanarak, fotoğraflarını daha profesyonel ve etkileyici hale getirebilirler. Ancak, her zaman hatırlanması gereken şey, bu kuralın bir kural olduğu ve fotoğrafçının yaratıcılığına uygun şekilde kullanılabileceğidir.
- Samanyolu fotoğrafı nasıl çekilir?
Samanyolu galaksisi, gökyüzünde görsel olarak muhteşem bir manzara sunar. Eğer bir fotoğrafçıysanız, bu manzarayı yakalamak için ne kadar uğraştığınızı bilebilirsiniz. Ancak, doğru ekipmanlarla ve biraz pratikle, bu zorlu fotoğrafı çekmek mümkündür. İşte Samanyolu galaksisinin fotoğrafını çekmek için izleyebileceğiniz adımlar: Koyu ve gökyüzü ışıklarından uzak bir bölge seçin. Şehir ışıkları, Samanyolu galaksisini gözlemlemeyi zorlaştırır. Bu nedenle, mümkünse şehir ışıklarından uzak bir bölge seçin. En iyi seçenekler arasında dağlar, çöl bölgeleri ve kırsal alanlar bulunur. Ayrıca, bulutlu bir gecede de fotoğraf çekmek istemeyebilirsiniz. Doğru zamanı seçin. Samanyolu galaksisini görmek için en uygun zaman, yaz aylarında, özellikle de temmuz ve ağustos aylarında olabilir. Bu aylarda, Samanyolu galaksisi gökyüzünde daha belirgin hale gelir. Gerekli ekipmanları edinin. Samanyolu galaksisinin fotoğrafını çekmek için uygun bir fotoğraf makinesi, geniş açı lens, tripot, uzaktan kumanda ve el feneri gibi bazı ekipmanlara ihtiyacınız olacak. Ayrıca, daha uzun pozlama süreleri için bir süreç filtresi kullanmanız da önerilir. Kamera ayarlarını yapın. Geniş açı lens kullanarak, daha fazla ışık toplayarak ve daha fazla alana çekim yaparak Samanyolu galaksisini çekebilirsiniz. ISO ayarını yüksek bir seviyeye (örneğin 1600) ayarlayın ve diyafram açıklığını (örneğin f/2.8) en geniş seviyeye getirin. Pozlama süresini de 30 saniye gibi bir süreye ayarlayın. Ayrıca, uzaktan kumanda kullanarak deklanşöre basın, bu sayede kameranın hareket etmesini engelleyebilirsiniz. Kompozisyonu ayarlayın. Samanyolu galaksisinin fotoğrafını çekerken, diğer fotoğraf türlerinde olduğu gibi, doğru kompozisyonu belirlemeniz önemlidir. Galaksiyi vurgulamak için öncelikle düzgün bir kompozisyon oluşturun. Bu nedenle, öncelikle arka planı düşünün, nesneleri nasıl yerleştireceğinizi belirleyin. Fotoğrafı çekin. Tripod üzerine yerleştirilen kamerınızı, uygun konuma yerleştirin ve çekimi yapmak için deklanşöre basın. Uzun pozlama süresi nedeniyle, kameranın hareket etmemesi için kesinlikle tripodu kullanmanız gerekmektedir. Ayrıca, fotoğrafı çekmeden önce, kamera ayarlarını ve pozlama süresini de kontrol edin. Aksi takdirde, fotoğrafınız gerektiği kadar net çıkmayabilir. İşlemi tamamlayın. Samanyolu galaksisinin fotoğrafını çektikten sonra, evde dijital olarak işleyebilirsiniz. İşlem, daha iyi bir görüntü elde etmenize yardımcı olabilir. Bunun için Adobe Lightroom, Photoshop veya diğer fotoğraf düzenleme programları kullanabilirsiniz. Ancak, işleme aşamasında, fotoğrafınızın doğallığını kaybetmeden, sadece renk düzenlemeleri ve kontrast ayarlamaları yapın. Sonuç olarak, Samanyolu galaksisinin fotoğrafını çekmek, doğru ekipmanlarla ve biraz pratikle mümkündür. İşleme sürecinde, fotoğrafınızı doğal kılmak için gereksiz müdahalelerden kaçınmanız önemlidir. Doğru ayarları seçin, pozlama süresini doğru ayarlayın ve doğru kompozisyonu belirleyin. Tüm bunları doğru bir şekilde yaptığınızda, Samanyolu galaksisini çekmek, kesinlikle unutulmayacak bir anı olacaktır.
- Bokeh nedir?
Bokeh, fotoğraf veya video çekimi sırasında kamera lensinin odakladığı nesnenin netleştiği alanın önünde veya arkasında bulunan alanın bulanık ve bulanıklaştığı optik bir etkidir. Bu etki, nesnenin bulunduğu alanın derinliğini göstererek, fotoğrafın veya videonun görsel çekiciliğini artırır. Bokeh efekti, genellikle diyafram açıklığı, odak uzaklığı, mercek yapısı ve fotoğraf çekim koşullarının bir kombinasyonu ile oluşturulur. Örneğin, büyük diyafram açıklıkları (küçük sayılar), daha kısa odak uzaklıkları ve telefoto lensler, daha belirgin bir bokeh efekti yaratır. Bokeh efekti, özellikle portre fotoğraflarında, çiçeklerde veya diğer yakın çekimlerde kullanılır, ancak herhangi bir fotoğraf türü için estetik bir değer sağlayabilir.
- Fotoğrafın kronolojisi
Farklı fotoğraf akımlarının evrimini kronolojik sıralamayla ele alıyor. 1807 – İngiliz William Walloston “Camera Lucida” yı yapar. 1839 – Daguerreotype‘ın icadı duyurulur.1839 yılı aynı zamanda fotoğrafın icat edildiği tarih olarak da kabul edilir. Daguerre kendi adını verdiği yöntem üzerine 1833 yılından beri çalışmaktadır ve ilk Daguerreotype’ ı 1837 yılında yapmıştır. Aynı yıl içinde ( 1839 ) İngiliz William Henry Fox Talbot’ ın Collotype yönteminin icadı da duyurulur. 1844 – İlk fotoğraf albümü Henry Fox Talbot tarafından basılır. Albümün adı “The Pencil of Nature” (Doğanın Kalemi) dir. 1846 – Karl Zeiss kendi adını verdiği mercek fabrikasını kurar. 1847 – İlk fotoğraf kulübü “The Photografic Club” adı altında Londra’da kurulur. 1850 – Blanquart Eduard ilk “Albümin” kağıdını yapar. 1851 – Scot Archer “Wet Collodian” yöntemini uygulamaya başlar. Bu yöntem pozlama süresini dakikalardan saniyelere indirir. 1852 – İlk fotoğraf sergisi Londra’da açılır. “Society of Art” topluluğu 779 fotoğrafı sergiler. 1853 – Luesengeng ilk agrandizörü yapar. 1857 – Pascal Sabah Pera‘ daki ilk fotoğraf stüdyosunu açar. (1858 yılında da Abdullah Biraderler Beyazıt’ta kendi studyolarını açar) 1859 – Nadar kendi yaptığı balondan çektiği fotoğraflar ile ilk lisanslı hava fotoğrafçısı ünvanını alır. 1861 – Oliver Wendel Holmes “Streoscope” cihazını icat eder. Bu makinalar ile çekilen Streo kartlar 1890’ lara kadar moda olur. 1866 – Alexander Gardner Amerika iç savaşının fotoğraflarından oluşan “Savaşın Fotoğraf Kitabı” isimli fotoğraf albümünü yayımlar. 1877 – Eduard Muybridge hareketin görüntülenmesini sağlayan ve sinemanın da temelini oluşturan “Kinetescope” cihazını icat eder. 1878 – Leon Warrenke “sensitometre” cihazını icat eder. 1878 – İlk ”kuru jelatin“ levha yapılır. 1879 – Karl Klic ilk fotogravürü yapar. 1888 – Eastman Kodak 100 pozluk ilk Kodak filmini üretir. 1890 – İlk teleobjektif yapılır. 1892 – Aralarında Robert Demachacy ve Frank Eugene‘in de bulunduğu bir grup “Pictoryalist” fotoğrafçı Londra’da “Linked Ring Brotherhood” isimli grubu kurar. 1902 – Linked Ring‘in kardeş kulübü “Photo Scession” Alfred Stieglitz , Edward Steichen ve Clarance White tarafından New York‘ta kurulur. 1903 – Alfred Stieglitz “Camera Work” dergisini yayımlamaya başlar ve New York‘ta Galeri 291‘i açar. 1903 – Fotoğraflı ilk günlük gazete “Daily Mirror” Londra‘da yayımlanmaya başlanır. 1904 – İlk renkli işlem gerçekleştirilir. (İlk renkli film piyasaya 1935 yılında sürülür) 1907 – Tamamen fotoğraflardan oluşan ilk dergi olan “Daily Mail” Londra’da yayımlanmaya başlanır. 1924 – İlk Leica makina üretilir. (1924 – 1936 yılları arasında 180.000 Leica üretilir ve satılır) 1932 – F-64 grubu kurulur. (Edward Weston, Ansel Adams,…) 1935 – Amerika’ da FSA (Çiflik Güvenliği Kurulu) kırsal kesim insanının yaşamının fotoğraflanması projesini başlatır. (Projenin en önemli fotoğrafçıları arasında Dorathe Lange, Walker Evans ve Russel Lee vardır) 1935 – İlk Single Lens Reflex (SLR) makina yapılır. 1936 – “Life” dergisinin ilk sayısı yayımlanır. 1936 – Kodak ilk diapozitf filmi (Kodachrome) üretir. (Filmin seri üretimine 1942 yılında geçilir) 1938 – İngiltere’ de “Picture Post” dergisi yayımlanmaya başlanır. 1941 – “Let’s Now Praise Famous Man” sergisi New York’ ta açılır. (Agee, Ewans) 1942 – Wegee “Naked City” (Çıplak Şehir) sergisini Paris’ te açar. 1947 – Henry Cartier Bresson, Robert Capa, David Seymour, George Rodger “Magnum” fotoğraf ajansını kurar 1947 – Pozitif görüntü üreten ilk Polaroid fotoğraf makinası piyasaya sürülür. 1952 – Minor White “Aperture” dergisini yayımlamaya başlar. 1955 – “Family of Man” sergisi açılır. (Steichen, Lange, Bilbao,…) 1966 – “Uluslararası Fotoğraf Merkezi” New York’ ta, “Ulusal Fotoğraf ve Film Müzesi” Bradford’ da (İngiltere) açılır. KAYNAKLAR: A Concise History of Photography ;Ian Jeffery The Photograph ;Graham Clarke Yaşamın Aynası Fotoğraf ;Mehmet Ünal
- Geçmişten günümüze fotoğraf makineleri
Fotoğraf makinesi, daire biçiminde ters bir görüntünün oluştuğu bir karanlık odadır. Görüntü, tepe noktası ön kısmında açılmış bir delik üzerinde yer alan ışıklı koninin tabanında bulunur. “Objektif” denilen bu delik, bir mercekle ya da bir mercek takımıyla donatılmıştır. Karanlık odanın dip kısmı, “buzlu cam” kapsayan bir şasiden meydana gelir. Çekilecek konunun görüntüsü bu cam üzerine düşürülerek netliği ayarlanır ve çekim sırasında burası duyarlı yüzeyle kaplanır. 1300 yıllarında objektifsiz “Camera Obscura” Araplar tarafından (İbn-El Haitham ve Kamaladdın) ortaya çıkarılmıştır. Ancak Rönesans döneminde ressamlar, resimde perspektife başvurmaya başlayınca Camera Obscura’yı (karanlık kutu) kullanmışlardır. 1452-1517 yıllarında yaşayan Leonardo da Vinci, fotoğrafla da ilgilenmiş ve camera obscura’nın tanımını yapmıştır. Aynı zamanda görüntü oluşumunun insan gözünde de meydana geldiğini açıklamıştır. Leonardo da Vinci “Camera Obscura”yı yani karanlık kutunun genel prensibini şöyle tanımlamıştır: “Dışarıda duran cisimler öndeki yüzeye delinmiş olan küçük bir delikten karşı duvara ters görüntüler şeklinde yansımaktadır.” 1550 yılında Nürnbergli Cardan, küp biçimindeki kameranın önündeki deliğe ufak bir cam küre yerleştirmiştir. Kısa bir süre sonra İngiliz bilgin Newton, cam küre yerine mercek kullanarak bugünkü kameranın ilk adımını atmıştır. 1568’de Johann Zahn, Wurzburg’da optik ile ilgili bir kitap yayınlamış ve Obscura hakkında açıklamalar yapmıştır. Bu Camera Obscura; bir mercek, netliği ayarlayan hareketli bir tüp ve görüntüyü ters olarak yansıtan bir aynadan oluşmaktadır. 1795 yılından sonra Nicephore Niepce fotoğraf alanında yeni deneyler geliştirdi. Litografi ile ilgilenerek taşın üzerine çizilen herhangi bir resmin görünmesini sağlayacak derecede şeffaf maddeleri taş üzerine uyguladı. Bu yöntemle 1822 yılında asfalt tabaka ile kaplanmış bir cam plaka üzerine Papa VII. Plus’u gösteren resmi çizmiştir. Niepce, deneylerine devam ederek 1826 yılında evinin penceresinden çatısını dünyanın kalıcı ilk fotoğrafik görüntüsünü çekti. Bu işleme “Heliografi” yani “güneş yazısı” adını verdi. Niepce bu yıllarda Fransız mucit Daguerre ile birlikte çalışmaya başladı. Birlikte geliştirdikleri aygıt ile ışık kaynağı bol olan hareketsiz ve yakın objelerin fotoğraflarını 4 dakika gibi kısa sürede çekebiliyorlardı. Niepce 1833 yılında ölünce Daguerre, çalışmalarına yalnız devam etti ve 1837 yılında kamerada film yerine iyot buharına tutulmuş parlak yüzeyli bir gümüş levha kullandı. Pozlanan bu levhayı da civa buharında banyo ederek bir cismin görüntüsünü elde etmeyi başardı. Bu icadına “Daguerreotype” adını verdi. Daguerre’in bu çalışması Fransız Bilimler Akademisi tarafından 19 Ağustos 1839 tarihinde onaylandı ve fotoğraf, resmen bir buluş olarak ilan edildi. 1841 yılında Çekoslovak Josef Max Petzval, bir daguerreotype aygıtı yaptı. Tümü metalden yapılan bu aygıt, koni biçiminde ve bir sehpa üzerindedir. Aygıtın en geniş yerinde, buzlu cama bağlı ve netliği ayarlayan bir mercek bulunan Daguerreotype idi. Netlik ayarlandıktan sonra karanlık odada, buzlu camın yerine içinde duyarlı tabaka bulunan kaset konulmaktaydı. Üzerinde ışığı 16 kez daha güçlü geçiren bir çift mercek vardı ve bu sayede poz süresi kısaltılmıştı. Aynı yıl İngiliz William Henry Fox Talbot, modern fotoğrafa yönelik çalışmalar yapmış ve negatif-pozitif tekniğini bularak fotoğrafta yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Talbot, manzara ve anıt görüntülerini “Camera Lucida” aracılığıyla çizmeyi denemiştir. Yine 1841 yılında ilk kez elde taşınabilen küçük kamera Voiglander tarafından yapılmıştır. 1858 yılından itibaren de istenilen negatif boyutlarına göre kamera yapımına başlanmıştır. Örneğin; Thurston Thompson, VIII.Henry’nin sarayındaki Raphael’in eskizlerinin büyük reprodüksiyonlarını çekebilmek için 360 x 90 cm. boyutlarında bir kamera yapmıştır. O dönemde agrandisman baskı yerine kontakt baskı (1/1 kopya) yapılıyordu. Bu nedenle istenilen negatife göre de kamera yapılıyordu. Örneğin; George Lawrence Chicago ve Alton demiryolu şirketine ait yeni bir yolcu treninin fotoğrafını çekebilmek için özel bir kamera yapmıştır. Bu kameranın yapımında 160 kg. çimento, 150 m. ağaç kullanılmıştı. Toplam ağırlığı 409 kg. olan bu kamera odak uzaklığı 168 cm. biri geniş açılı, diğeri odak uzaklığı 300 cm. olan iki objektife sahipti. 1871 yılında Amerikalı Eastman Kodak, “Kodak” adını verdiği, film ile çalışan ilk kamerayı yapmış ve film olarak da selüloit şerit kullanmıştır. 1874 yılında Pierre Jules Cesar, kısa zamanda çok sayıda fotoğraf çekebilen bir kamera geliştirmiş ve bu kamera daha sonraki yıllarda sinematografinin doğmasına neden olmuştur. 1880 yılından sonra kameraların boyutlarında büyük ölçüde değişiklikler yapılmıştır. Daha önceki yıllarda yapılan büyük ölçüdeki kameralar yerine “dedektif kameralar” denilen şapka, baston, dürbün ve tabancaların içine sığabilecek kadar küçük boyutlarda yapılmış ve kullanılmıştır. 1890 yılında 9 x 12 cm. Linhoff kamera yapılmıştır. Bu kameranın özelliği, objektifinin içerisinde bir enstantenenin bulunması ve standart aksesuara sahip oluşu, bunların gerektiğinde değiştirilebilmesidir. 1892 yılında Londe ve Dessoudeix, üstten bakılabilen spiegelreflex kamerayı yapmışlardır. 1911’de Voiglander, tamamen metalden körüklü bir kamera yapmıştır. 1925 yılında Oscar Barnack, 24 x 36 mm.lik kamerayı yaptı ve aynı yıllarda Kodak da renkli filmini ortaya çıkardı. 1947 yılında Mr. Land polaroid makinayı icat etti. Daha sonraki yıllarda ise kamera teknolojisindeki gelişmeler, fotoğraf ve teknoloji işbirliği ile daha üst düzeylere götürülmüş, mikroskobik çalışmalar, uzay fotoğrafçılığı, sualtı fotoğrafçılığı gibi özel alanlar geliştirilmiş, çok daha detaylı bir fotoğraf tekniği oluşturulmuştur. Daguerre’in daha o tarihte hareketli körükle donatılmış kübik kutusu, optiğin ve kimyanın gelişimine uydu; bütün parçaları gerekli bütün işlemlere cevap verecek biçimde kusursuzlaştı. 19. yüzyılın sonlarında fotoğraf makinaları ve merceklerde büyük ilerlemeler sağlandı. 20. yüzyılın başından itibaren de en büyük gelişme renkler ve merceklerde oldu. Gelişen mercekler sayesinde görülebilen -ve hatta görülemeyen- herşeyin fotoğrafını çekmek mümkün oldu. Bu merceklerle ortaboy ve küçük fotoğraf makinaları seri üretimlerle piyasaya sunuldu. Bu gelişmeler sonucu elverişli bütün ışıklarda fotoğraf çekimi kolaylaştı. Fotoğraf makinalarının boyutlarının küçülmesi ile birlikte filmler de rahatça harcanabilecek kadar ucuzladı. Fotoğraf, 1839 yılında birdenbire ortaya çıkmış bir buluş değildir. Birçok araştırmacının yüzyıllar süren çalışmalarının bir sonucudur. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında toplumların sosyal ve ekonomik düzeylerinin artması, burjuvazinin ve aristokrasinin kendi görüntülerini ölümsüzleştirmek istekleri, görülenin duyarlı bir yüzey üzerine geçirilmesi ve çoğaltılmasında yeni yollar aranmasını zorunlu kılmıştır. Bu zorunlulukla birlikte kimya ve optik alanında çalışanlar araştırmalarını birleştirmiş ve aralarında ortaklıklar kurarak fotoğrafın gelişimini hızlandırmışlardır. 19. yüzyıl bir keşifler yüzyılı olarak kabul edilmektedir. Fotoğraf teknolojisindeki temel ve en önemli buluşlar da bu yüzyılda gerçekleşmiştir. 1950’lerden itibaren Japon makinalarının dünyayı sarması, 1960’larda renkli fotoğrafın yaygınlaşması, 1970’lerden itibaren de baskı sistemleri ve labaratuvarların gelişmesi, 1980’lerde elektroniğin gelişimi ve fotoğrafta uygulanması, fotoğrafı kitlelere yayan dönüm noktalarıdır. İçinde olduğumuz son dönüm noktası ise bilgisayar teknolojisi ile birlikte dijital fotoğraf çağına giriştir. Tüm bunlara bakılarak fotoğrafın bir teknoloji olarak değerinin gözardı edilmemesi gerekir. Fotoğraf, gelişmenin sürmesi ve daha da hızlanabilmesi için gerekli teknolojik bilgidir. Günümüzde bu işlevini tüm görkemi ile sürdürmektedir. Elektormanyetik specturum içerisinde sadece küçücük bir alanı görmemizi sağlayan insan gözünün yerini, specturumun en kısa ve en uzun dalga boylarında varolan, gözle görülemeyen şeyleri görülebilir hale getiren fotoğraf almıştır. Görülemeyecek kadar küçük veya hızlı nesneler, erişilemeyen uzaklıklar ve katmanlar, atmosferdeki ve tüm evrendeki değişiklikler hep fotoğraf sayesinde “görülebilir” olmuştur. Bu nedenle bilimsel bir alan olan fotoğraf, biyolojiden uzay bilimine, coğrafi oluşumlardan arkeolojiye, antropolojiden sanayileşmenin sonuçlarına kadar birçok konuda bilimin yanında olmuştur. Yaşamın bütün alanlarında vazgeçilmez olan fotoğraf nedeniyle makina ve aksesuarlarındaki teknik gelişmelerde kaçınılmaz olmuş ve fotoğraf makinaları çeşitli formatlarda kulanıcılara sunulmuştur. Fotoğraf Makinalarının Sınıflandırılması : Genel olarak fotoğraf makinaları; 35 mm. makinalar, refleks makinaları, compact makinalar, körüklü makinalar, minyatür makinalar, stüdyo makinaları, sualtı makinaları, polaroid makinalar, otomatik ve yarı otomatik makinalar, dijital makinalar gibi çok değişik tipte ve özelliktedir. Bu kadar çok çeşit ve özellikte olduğundan sınıflandırmak da güçtür. Ancak, boyutlarına göre, kullanılış şekil ve amaçlarına ve özelliklerine göre sınıflandırmak mümkündür. Bu sınıflandırmalar arasında en bilinen ve yaygın olanı kullandıkları film boyutlarına göre sınıflandırılmasıdır. Buna göre; 1-Büyük Boy Fotoğraf Makinaları : Bu tip makinalar, 9 x 12, 13 x 18 cm. ve daha büyük boyutlarda tabaka film kullanan makinalardır. Büyütme olanakları sayesinde yüksek kalitede görüntü elde edilen bu makinalar stüdyolarda ve dışarıda profesyonel amaçlarla mimari, endüstri, reklam ve portre fotoğrafları çekiminde kullanılırlar. Taşınabilir ve sabit olmak üzere iki türlüdür. Ağır ve elde taşınarak kullanılmaları zor olduğundan bir sehpa üzerinde bulunmaları gerekir. Makine ve objektif arasında bir küçük körük vardır. Netlik ve perspektif ayarlamaları arka kısımdaki buzlu cam üzerinden bakılarak, körüğün yukarı-aşağı, sağa-sola hareketi sayesinde en kusursuz biçimde yapılabilir. Ortalama büyüklükte bir stüdyoda portre fotoğrafları için 35 cm., grup ve boy fotoğrafları için 15 cm. veya 20 cm. odak uzaklıklı iki objektif yeterlidir. 2-Orta Boy Fotoğraf Makinaları : 6 x 4,5 cm, 6 x 6 cm, 6 x 7 cm, 6 x 8 cm ve 6 x 9 cm. boyutlarında film kullanan fotoğraf makinalarıdır. Kendi aralarında kutu makinalar, katlanabilen makinalar, çift objektifli refleks makinalar ve tek objektifli refleks makinalar olmak üzere gruplandırılabilir. Ancak günümüzde kullanılan orta boy makinalar tek objektifli taşınabilir makinalardır. Normal objektiflerinin odak uzaklıkları 80 – 127 mm arasındadır. 45 mm.’den 360 mm.’ye kadar değişik odak uzaklıklı objektif kullanırlar. Arka kısmında bulunan film magazini değiştirilerek kullandıkları film boyutları farklı boyutlarda kullanılabilir. Kod numarası 120 olan roll film ve magazin değişimi ile plan (sheet) film de kullanılabilir. Stüdyolarda, portre fotoğraflarında, basın, reklam, endüstri fotoğrafları ve moda çekimlerinde profesyoneller ve ileri düzeydeki amatörler tarafından kullanılırlar. 3-Küçük Boy Fotoğraf Makinaları : Bu tip makinalar, standart 24 x 36 mm. boyutlarında film kullanan makinalardır. Küçük boyutlu ve hafif olmaları, filmlerinin ucuzluğu, sonuçlarının kaliteli olması nedeniyle profesyonel ve amatör fotoğrafçılar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Yanlış bir tanımlama ile “Leica” (Layka) makine olarak bilinirler. Çünkü Leica, bu sınıfa giren makinalardan sadece birisinin markasıdır. 24 x 36 mm. ya da 35 mm.lik makina diye tanımlamak daha doğrudur. 35 mm.lik bu küçük boy fotoğraf makinalarının normal objektifi 50 mm civarındaki odak uzaklıklı objektiflerdir. Objektifleri değiştirilebilen özellikte olan makinalar, çok değişik amaçlarla kullanılabilirler. Balık gözü, geniş, normal, tele, zoom ve makro objektifler takılarak farklı odak uzaklıktaki görüntüler elde edilebilir. Çok amaçlı olarak amatör ve profesyoneller tarafından kullanılırlar. 4- Minyatür Fotoğraf Makinaları : Gizlenebilen, kibrit kutusu büyüklüğünde ve daha küçük boyutlarda olan makinalardır. Bu sınıfa giren değişik amaçlar için üretilmiş, saat, düğme, çakmak vb. şekillerde olan tipleri vardır. Genellikle fotoğrafı çekilen kimsenin haberi olmadan fotoğrafının çekilmesi istendiğinde kullanılan makinalardır. Görüntü boyutları çok küçük olduğundan fazla büyütme olanağı vermezler. Polis, casus ve askeri amaçlar ile gizli çekim gerektiren haberler için basın mensupları tarafından kullanılırlar. 5- Polaroid Fotoğraf Makinaları : Özel kullanım amacı olan, fotoğraf çekildikten sonra görüntüyü hemen fotoğraf olarak veren makinalardır. Gövde yapısı, obtüratör, objektif ve vizör sistemleri diğer makinalar gibidir. Ancak arka kısımları özel kasetli film bandını alacak şekildedir. Film bandının biri negatif, diğeri pozitif kağıt şerit şeklindedir. Fotoğraf çekildikten sonra makinanın kenarından pozitif ve negatif kağıtların ucu çekilir. Bu çekiliş sırasında negatif kağıt bir merdane etrafında döner ve pozitif kağıtla yüzyüze gelir. Kağıt üzerinde ince bir poşet içinde jelatin halinde banyo (develope) edici bir kimyasal madde vardır. Kağıt, dışarı çekiliş sırasında iki merdane arasından geçer ve geçerken de merdaneler arsında sıkışan poşet patlayarak içindeki banyo kimyasalı kağıt üzerinde hızla develope işlemine başlar. Yaklaşık bir dakika içerisinde görüntü oluşumu tamamlanır. Acil fotoğraf gerektiğinde, anı fotoğrafı çekiminde, 4 objektifli türleriyle dörtlü vesikalık çekiminde, reklam çekimleri için ışık ve düzenleme kontrolleri için kullanılmaktadır. 6- Dijital (Sayısal) Fotoğraf Makinaları : Piksel çözünürlük temel ilkesi ile çalışan bilgisayar devreli fotoğraf makinalarıdır. Diğer tüm fotoğraf makinaları film kullanıp, bir dizi kimyasal develope işlemi ve agrandisör baskı işleminden sonra görüntü elde edilmesini sağlarken dijital fotoğraf makinaları ile bütün bu işlemler ortadan kaldırılmıştır. Bilgisayar teknolojisinin son yıllarda çok hızlı gelişimi doğal olarak bir teknik ürün olan fotoğraf makinalarına da girmiştir. Geleneksel fotoğraf teknikleri kısa zamanda dijital teknoloji ile tanışmış ve benimsenmiştir. Bu amaçla üretilen dijital makinalar yanısıra dijital baskı makinaları, bilgisayar fotoğraf programları, scanner denilen görüntü tarayıcıları ve printerlar dijital fotoğraf makinalarının birer parçası olmuşlardır. Zoom objektif, 1/16000 enstantene, 1/500 flaş senkronu, saniyede 4,5 kare çekim hızı, 200-400-800-1600 ASA gibi geleneksel fotoğraf makinalarında var olan özellikler yanında dijital fotoğraf için gerekli bilgisayar donanımları da bu makinaların vazgeçilmezleridir. Son birkaç yıl içinde çözünürlükleri en fazla 2.740.000 piksel iken (Nikon D 1 makina), Fuji 6.1 milyon piksel çözünürlükte yeni dijital makinasını piyasaya sunmuştur. Her geçen gün de yukarıda belirttiğimiz özellikler gelişmekte ve artmaktadır. Dijital fotoğraf makinalarında elde edilen görüntüler makina belleğinde saklanarak bir bilgisayara aktarılır. Görüntü üzerinde gerekli görülen düzeltmeler, rötuş, kontrastlık, parlaklık ve renk ayarları yapılarak printerden özel olarak üretilmiş photopaper üzerine görüntü aktarılır. Ya da makine bir aparat yardımıyla veya sadece anakartı dijital baskı makinalarına yerleştirilerek doğrudan baskı elde edilir. “Camera Obscura”nın gelişimi için yüzyıllardır yapılan çalışmanın sonucu, günümüzde dijital makinaların üretilmesini ve çok yakın gelecekte de yoğun bir şekilde kullanılacağını göstermektedir. Toplumsal değişim ve teknolojik gelişim olduğu sürece (-ki olacaktır) fotoğraf teknolojisi ve onu kullanan insanlar, özellikle de fotoğraf sanatçıları yaratıcılıklarını yeni teknolojik araçlarla daha da geliştireceklerdir. Yararlanılan Kaynaklar : -Aydemir Gökgöz, “Her Yönüyle Fotoğrafçılık”, AFA Matbaacılık, İstanbul, 1977 -A.Beyhan Özdemir, “Fotoğrafik Dilyetisinin Evrimi Bağlamında Müdahale Sorunsalı”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1996 -Güler Ertan, “Çağdaş Fotografi Sanatı”, Sayılı Matbaası, İstanbul, 1977 -Mehmet Bayhan, “Günümüz Türk Fotoğrafı” Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul, 1987
- Fotoğraf ve fotoğrafçılık tarihi
Bir güvercin yuvasının görüntüsüyle başladı fotoğrafçılık tarihi. Dünyada bilinen ilk fotoğraf emekli bir subay olan Joseph Nicephore Niepce tarafından bir yaz günü 1827 tarihinde çekilmiştir. Çektiği fotoğrafa güneş çizimi anlamına gelen HALİOGRAPH adını vermiştir. 1813’te ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başaran Joseph Nicepore Niepce’nin 1827’de çektiği dünyanın bilinen ilk fotoğrafında bir kulübenin çatısı üzerindeki güvercin yuvası görülüyor. Niepce’den 750 yıl kadar önce görüntünün büyüsü peşinde çalışan ünlü İslam optik bilgini Basralı El-Hasan’dır. MS 965-1030 yılları arasında yaşayan ünlü İslam optik bilgini Basralı El-Hasan en ilke fotoğraf makinesi olan Karalık Kutuyu ilk kullanan kişidir. Basralı El-Hasan Karanlık Kutuyu, orta çağda güneş tutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek için kullanmıştı. Batı Karanlık Kutuyu Roger Bacon, 13.yüzyıl’da Arap yazmalarından öğrendiği Karanlık Kutunun ayrıntılı bir tanımını yapması sonucu tanıdı. 1460-1472 Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutudan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır. 1553 Giovanni Battista Della Porta Magiea Naturalis Libri IV adlı eserinde Karanlık Kutuyu etraflıca anlatmıştı. 1568 Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır. Bir çok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır. Daha sonraları görüntülerin kağıt üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır. 1727 Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı. 1777’lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların kanıtladı. 1780 Johan Kaspar LAVATER Silüet Makinesini buldu. 1813 Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başardı. 1826 Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. Niepce, 1827’de Dünya’nın bilinen ilk fotoğrafını çekti. Bir yaz günü çekilen haliograph yani güneş çizimi adını veren Niepce’nin fotoğrafında bir kulübenin çatısı üzerindeki güvercin yuvasının bulanık görüntüsü yer alıyordu. 1829’da kendisi gibi Karanlık Kutu da meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu. Niepce’den 12 yıl sonra Ocak 1839’da Fransız Bilim Akademisi, Louis Jacgues Mande Doguerreun metal bir plakaya kalıcı bir baskı yöntemi keşfettiğini duyurdu. Daguerre, Niépcenin sekiz saatten uzun süren pozlama süresini 30 dakikanın altına indirmeyi başarmıştı. Basit ve görüntüleri çok kötü olmasına rağmen bu fotoğraflar Fotoğraf Dünyasının temel yapı taşlarını oluşturmaktadırlar. Onlar ilk oldukları için çok değerliler… Hippolyte Bayard tarafından 1840’da çekilen boğulmuş adam portresi, ilk kağıt üzerine basılan direk pozitif bir fotoğraftı. 1895’te Würzburg, Bavaria üniversitesinde Wilhelm röntgeni karısı Berthanın yüzüklü eli çekerek canlı bedenin ilk fotoğrafını üretti. Böylece X ray ışını bulundu. Fransız Bilim Akademisi daguerreotype tekniğinin detaylarını duyurduğu 79 sayfalık Kılavuz büyük ilgi görmüştü.











